Gece gece aklıma esti yazayım dedim.
Yarışma programlarından birini izliyorum şu anda
Her zaman derim ki ben yarışmalara, dizilere, programlara bağımlı olmam. Gerçekten bana zaman kaybı gibi gelir televizyon. Ama olsun itiraf ediyorum arada sırada, sırf kafa dağıtmak için başladığım şu yarışmalardan birine bağımlı oldum arkadaş. Hoşuma gitti. Kötü mü bu ? Bence değil. Çünkü ben her zaman kitap bağımlısı olan bir insanım ve arada düşünmekten yoruluyorum. İnanın bana bazen çok yoruyor.
Aslında düşünmemek için izliyordum sonra bir baktım yine takmışım bir şeylere. İnsanların gözünde mertlik, dürüstlük önemli değilmiş bunu görünce yine düşünmeye başladım. Neden diye? Neden bizler düzgün insanlardan daha fazla hoşlanmıyoruz?
Normal hayatta konusurken sevilmeyen, hal ve hareketleri tasvip edilmeyen ne kadar insan varsa buralarda yüceltiliyor. Belki de gerçek hayatta içimizde sakladığımız duyguları gördüğümüz içindir bilemiyorum. Örf, adet ve gelenekler yüzünden mi içimizdekiler saklanıyor acaba diyorum. Cevabı bulamıyorum. Ne zaman değiştik? Ne zaman böyle insanlar olduk aklım almıyor. Ben böyle görmedim ve böyle de olmamak için dua ediyorum hep.
Evet ilk kez severek izledim bir programı ama bağımlılık belli dereceydi. Gece gündüz beklemedim televizyon başında. Siz siz olun aşırıya kaçmayın :)
19 Haziran 2014 Perşembe
3 Haziran 2014 Salı
Yaşamaya dair...
Bugün Nazım Hikmet'in ölümünün üzerinden tam ellibir yıl geçmiş dile kolay..
Şiirlerini defalarca okuyup bıkmadım hiçbir zaman. Babamın edebi yönünü almışım. Genlerimi seviyorum bu yüzden. Nazım hikmetin genel olarak hayatını bilsemde Yetkin Dikincilerin Nazım Hikmeti oynadığı Mavi Gözlü Dev filminde öğrendim ben onun aşk hayatını.
Film beni olduğunca etkilemişti. İlk başt akızdım. Ne de olsa bir bayanım bende. Dedim ki aynı anda nasıl sever birden çok kadını? Sonra durdum düşündüm, şiirlerin tekrar tekrar okudum. Kabul etmek istemesem de evet dedim her birini ayrı ayrı sevmiş. İmkansızı başarmış sanki. Nüzhet,Piraye,Münevver... Hepsi ayrıymış kalbinde. Bazen kızsamda diyorum ki iyi ki sevmiş. Bu kadar güzel şiirleri nasıl yazardı sonra?
Nazım Hikmet deyince aklıma Yaşamaya dair şiiri gelir her defasında. Şiirle bitmeli bu yazı...
Şiirlerini defalarca okuyup bıkmadım hiçbir zaman. Babamın edebi yönünü almışım. Genlerimi seviyorum bu yüzden. Nazım hikmetin genel olarak hayatını bilsemde Yetkin Dikincilerin Nazım Hikmeti oynadığı Mavi Gözlü Dev filminde öğrendim ben onun aşk hayatını.
Film beni olduğunca etkilemişti. İlk başt akızdım. Ne de olsa bir bayanım bende. Dedim ki aynı anda nasıl sever birden çok kadını? Sonra durdum düşündüm, şiirlerin tekrar tekrar okudum. Kabul etmek istemesem de evet dedim her birini ayrı ayrı sevmiş. İmkansızı başarmış sanki. Nüzhet,Piraye,Münevver... Hepsi ayrıymış kalbinde. Bazen kızsamda diyorum ki iyi ki sevmiş. Bu kadar güzel şiirleri nasıl yazardı sonra?
Nazım Hikmet deyince aklıma Yaşamaya dair şiiri gelir her defasında. Şiirle bitmeli bu yazı...
YAŞAMAYA DAİR
1
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947
2
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
1948
3
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
Nazım HİKMET
Kaydol:
Yorumlar (Atom)