5 Ekim 2015 Pazartesi

Umut güneş gibi doğar bazen..

         Mevsimlere göre bazen insanın ruh hali değişir ya galiba o dönemlerdeyim şu aralar.
         Her mevsimi ayrı ayrı sevsem de kış ayına girdiğimizde hüzün kaplıyor yavaş yavaş içimi. Öyle güneş yok yağmur var diye değil kesinlikle. Zamanın hızla akmasına şaşırıyorum sadece. Yeni yaşıma giriyorum kolay mı? Öyle yaşlanmadım tabi ki ama her geçen sene olgunlaştırdığı kadar insanı sona da yaklaştırmıyor mu sizce? Daha yapacak onca şey varken hayallerimizde..
          Daha paraşütle atlamadım mesela. Mesela daha yarım bıraktıklarımı tamamlamadım. Keman çalamadım tam anlamıyla, bağlamam bir kenarda duruyor hala. Yada deneme yazmaya başlayıp bırakıyorum hiç olmadık yerde. Evet bir şeyleri öğrenmeye hevesliyim ama hevesli olduğum kadar sonuna gidebilsem keşke.
            Bir aralık daha geldi hızla. Yeni bir yaş yeni umutlar yeni hayaller. Acaba başarabilecek miyim bu sene? Acaba gönlümden geçenler olacak mı birer birer?
             Bu karanlık günlerde (ki siz hangi yönde anlarsınız bilmem) umut istiyorum bir parça doğan güneş gibi. İçim aydınlansın diye hayaller kuruyorum güneşli günlere dair. Bir parça umuda sarılmaya çalışıyorum kimi zaman amansızca. Bazen bir sokak müzisyeni görüyorum hoşuma gidiyor durup dinliyorum umut oluyor. Hayallerini gerçekleştiren bir başkasını görüyorum az ilerde bir sergi salonunda adına mutlu oluyorum. Bir küçük kızın dans ettiğini görüyorum internette dolaşan bir video da , onun gülüşü benim umudum oluyor. Bir ninenin üniversiteye gittiğini görüyorum umudum coşarak artıyor. Ve o zaman diyorum ki seneler ne kadar hızla geçerse geçsin o hep içimizde olacak yeter ki isteyelim.

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Kendini BEĞENMEYENLER kulübü..

                Evet evet yanlış okumadınız. Kendini BEĞENMEYENLER ile ilgili yazmak istedim bu seferlik. Bu ara o kadar çoklar ki kitaplara konu olmuşlar.
                İnsanlar neden kendilerindeki kusurları görürler sürekli hiç anlamam. Sanki karşında ki dünyanın en mükemmel insanı !! Şunu anlamalısın sen bu dünya da teksin. Eşin benzerin yok. Çok mu klişe oldu diyorsun varsın öyle olsun dediklerim. Doğrulardan kaçamazsınız.
                Özellikle tüm dünyada hatta belki de kainatta kadınlara öyle bir aşılanmış ki kusursuz olman gerekli fikri yapmayın Allah aşkına. Kilo aldım ay o benden güzel diyorsun ya sağlık için alma o kiloyu en önemlisi bu. Eğer sağlığın gidiyorsa elden dikkat et ama KENDİN için dikkat et. Başkalarını unut arkadaş. Makyaj yapacaksan kendin için yap. Güzel giyineceksen kendin için giyin. Emin ol evde kalmazsın. Cidden bak. Söz ya.
                 Mutlu olun. Kendinizin içini geliştirin. Bırakın başkalarına bakmayı. Aman o giymiş bende giyeyim demeyi bırakın. Almayın başkalarına özenip. Siz beğendiniz diye alınsın o eşyalar, giysiler. Bu hayatta kendinizden özel başka kimse yok. İlk başta kendinizi sevin. Kendinizi severseniz herkesi seversiniz unutmayın.

13 Ağustos 2015 Perşembe

Yol Gösteren- Claire McFall


Gelecekte bence adını sıkça duyacağımız genç bir yazar. Hayal gücünde sınır tanımayan insanları hep sevmişimdir. Claıre McFalla bunlardan biri su andan itibaren gözümde.
Ölüm hepimizin merak ettiği tek son belki de. Nereye gideceğiz? Nasıl olacak? Her dinde merak edilen bir son olmuştur. Peki gencecik bir lise öğrencisi ölüme yürürken nasıl tepki verir sizce?  Yol göstereni tam da hayal ettiği gibi biri olursa? Korkmadan sonuna doğru Tristan ile birlikte yürüyen  Dylan zaman ilerledikçe onu kaybetmek istemediğini anlar. Peki farklı olan bu iki kişi buluşabilecek midir? 
                                     

26 Haziran 2015 Cuma

Yolum Aşka Düştü- Meral Kır



                 Sena ve Ahmet için ilk kez internet üzerinden kitap siparişi verdim. Okumak için bekleyemeyeceğim kadar merak ettiğim bir kitaptı. Ve açıkçası merak ettiğime fazlasıyla değdi.
                  5 yaşında bir çocuk aşkı anlar mı dersiniz? Çocukluk aşkı diye geçip gider belki çoğu insan ama Sena için Ahmet çocukluk aşkının çok ötesindeydi. Yıllardır söyleyemediği kelimeler dilinin ucunda ömrünü geçirdi. Ne var ki yıllar sonra yaşananlar hiç istemediği halde Ahmet ile sürekli aynı yerlerde bulunmasına sebep olurken Sena için duygularını saklamak çok zordu. Ahmet ve Senanın dile gelmeyen sevgilerinin nasıl sonsuz olduğunu görmek için bir an önce okumanızı tavsiye ediyorum..
                 Sevgi aradan yıllar geçse de bitmez....

9 Haziran 2015 Salı

Ardımda Kalanlar- Ellen Marie Wiseman




                  İki farklı zaman iki farklı insan ikisi de delirmenin eşiğinde ama farklı sebeplerden.
                  Isabelle Stone daha 17 yaşında yaşadığı zorlukları belki de çoğu kişi yaşamamıştı. Isabelle yani herkese göre Izzy akıl hastanesinde yatan babasını öldüren bir anneye sahip sürekli koruyucu ailelerle yaşayan ve elinden geleni yaparak yaşama tutunan gencecik bir kızdır. Annesinin neden babasını öldürdüğünü bir türlü anlayamaz ve annesini görmemek için de hapishaneden sürekli uzak durur. Hayatı yeni koruyucu ailesiyle değişmeye başlar. Yeni bir okul, yeni kişiler, yeni bir hayat. Ve hayatı ondan yıllar önce yaşamış olan Clara Elizabeth  Cartwright ile kesişir. Clara'nın yarım kalan günlüğü onun için yeni bir çaba oluşturur. Ve hayat hikayesi Izzy'i bambaşka biri haline getirir...
                   Aynı yaşta farklı zamanlarda yaşayan bu iki genç kızın hikayesi sizi derinden yaralayacak...

1 Haziran 2015 Pazartesi

   
                 İki usta oyuncu ile bin kere de izleseniz bıkmayacağınız inanılmaz bir film. 
                 2007 yapımı film de herkesin çıkaracağı bir ders bulunmakta. Herşeyi son ana bırakarak pişmanlıklarla dolu bir hayat geçirmeyi kim ister? Son nefesimiz de keşke yapsaydım dediğimiz şeyleri sayarak mı bitecek ömrümüz? Herşeyden önemlisi kaderin bize oynadığı oyunlar sayesinde mutlu olduğumuzu düşündünüz mü hiç? 
                Carter Chambers ve  Edward Cole farklı bir şekilde aslında aynı hayatı yaşayan insanlar. Hayatın koşturmasında yapacakları şeyleri erteleyen bu iki insan ölüm kapılarını çalınca erteledikleri şeyleri yapmaya başlarlar. 
                    Zevkle izleyeceğiniz film için şimdiden keyifli seyirler....

29 Mayıs 2015 Cuma

Hayatımın Şarkısı- La Famille Belier



            Bélier ailesinin 16 yaşındaki Paula hariç tüm fertleri işitme engellidir. Paula ailenin tüm gündelik işleriyle, en başta çiflikteki işleriyle tek başına ilgilenmektedir. Bir gün müziğe karşı doğuştan bir yeteneği olduğunu keşfeden müzik öğretmenin ısrarlarıyla, Radio France'ın düzenlediği yarışmaya karar verir. Bu karar ailesinden bağımsız yeni bir hayat tarzına sahip olması ve yetişkinliğe doğru kaçınılmaz bir adım atması anlamına gelmektedir
                         

             Bu tanıtım yeterli mi derseniz kesinlikle hayır. Film bu olanlardan çok çok daha fazla bir konuya sahip. Paula'nın yaşamı, ailesinin hissettikleri o kadar güzel anlatılmış ki empati kurmadan filmi izlemeniz imkansız. Geleneklerin yanında çevrenin dedikleri her zaman ki gibi dünyanın her yerinde olan engeller sorunu çok güzel işlenmiş. Ülkemizde dahil bir çok yerde sanki hiç bir zaman engelli olmayacakmış gibi yaşayan binlerce hatta milyonlarca insan var ve engellilere saygı duymadan yaşayan bu insanların sayısının gün geçtikçe arttığı bu zamanlarda La Famille Belier gibi filmlerin sayısı artmalı ve bilinçlendirme hızlandırılmalıdır.
           
            Bu güzel filmi bir an önce izlemenizi tavsiye ediyorum. Etkisinden kolayca çıkamayacağınız bir yaşam mücadelesi göreceksiniz.

22 Mayıs 2015 Cuma

Melek Öpücüğü...



Hayatınızın bir telefonla değişeceğini bilseniz yinede o telefona bakar mısınız? Jenna Daviesın böyle bir şansı olmadı. Gelen bir telefon hayatını değiştirdi. Melekler koyuna sığınması söylenmişti ve öyle yaptı. Kimseyle iletişim kuramaz , samimi olamazdı. İki kişilik dünyalarında yanında kızıyla sessiz bir hayat sürerken planları istediği gibi gitmemeye başladığı an kendini aşkın içine sürüklenirken buldu.

Efsaneler gerçek olabilir mi? Melekler koyunda gerçekten meleklerin insanlara yardım ettiği doğru mu bilmiyordu ve inanmıyordu. Yine de sıcaklık içini doldururken içinde ki umuda tutunması uzun sürmedi. Kim bilir belki melekler aramızdadır... 

İçinizi ısıtacak sürükleyici bir kitaba merhaba deyin. Melekler koyuna gitmek için can atacaksınız...

Küçük Bir Aşk Hikayesi



Kitabın tanıtımını okuyunca ilk başta klasik bir aşk hikayesi diye düşündüm. Ancak kitabı bitirdiğimde tek bir şey beni bu kitaba bağladı. Yaptığımız seçimler hayatımızın yönünü ne kadar etkiler?

Günümüz de çoğu kişiye göre iş hayatı , kariyer herşeyden önce gelir ve bunun için belki de herşeyi yapabilirler. Tek bir sorun var mutlu olurlar mı? Keri Daniels kariyeri için her şeyi yapmaya hazırdı peki mutlu muydu? Lise zamanında doğru seçim mi yapmıştı? Pişmanlıklarıyla bunca zaman baş edebilmiş miydi? 

Eğer Keri Danielsın hayatını merak ediyorsanız ki bence etmelisiniz çünkü hepimiz biraz bu kitapta varız bir an önce kitabı okumanızı tavsiye ederim. 

19 Mart 2015 Perşembe

Geçmişe özlem mi duyuyoruz acaba?

"Keşke geçmişte yaşasaydık" çoğu zaman çoğumuzun söylediği bir cümledir.

         Zaman makinesi icat edilmediği sürece geçmişe gitmemiz mümkün olmasa da özellikle dekorasyonun dışında geçmişin izleri son dönemlerde giyimlere çokça yansımakta. Sadece ülkemizde değil yurt dışında yaygın olan bu durumu gördükçe insanların gittikçe günümüz yaşantısından bunaldığını daha iyi anlıyorum. Esas sorun giyim yada dekor değil. Esas sorun ( bence ) yaşamlarımızdaki sahtelikler. Esas sorun gün geçtikçe yalnızlaşmamız ve kendimizi bu dünyaya ait görmememiz. Derdimiz kırmızı ruj sürüp, saçlarımızı kimi zaman 20'lerdeki kimi zaman 70'lerdeki modellere benzetmemiz değil. Şuna inanmıyorum  o yıllardaki kıyafetler şimdikilerden daha güzelmiş diyerek kimse üretim yapmıyor. Geçmiş yıllar moda oluyor çünkü artık sadelik istiyoruz hayatımızda. Bu kadar hareketli bir hayatta belki de geçmişin sadeliklerini arıyoruz. Bazılarımız bunu farklı yansıtıyor. İçlerinin karamsarlığından rengarenk giyinerek kurtulmaya çalışıyorlar. 

         Moda adı altında esasen hiç üretimin durduğu noktaya gelince geçmişe dönüş yapıyorlar insanlar. Daha üretilecek birşey kalmadı hatta tüketilecek birşey kalmadı ki yeni şeyler ortaya çıksın. Tüketim toplumunda daha fazla daha fazla diyerek kendimizi tükettik aslında. Geçmişin o sıcacık ilişkilerinden o kadar uzakta , mahallesiz , insansız, komşusuz yaşamlarda geçmişin özlemiyle , ancak dizilerden gördüğümüz kadarıyla taklit ederek mutlu olmaya çalışıyoruz. 
Başarılı olabiliyor muyuz? Dışımız belki ama içimiz asla...

24 Şubat 2015 Salı

Kartanelerinin Bir Bildiği Var - Debbıe Macomber

                 

Debbıe Macomberin okuduğum her kitabında Blossom sokağı gözümde daha da canlanıyor. Öyle ki kimi zaman böyle bir sokak olsa da böyle dostluklarla ömür boyu yaşasam diyorum. Evet kimi zaman başka birşey neden yazmıyor diye sorduğum oluyor ancak o küçücük sokağa bunca insanın hayatını sığdırmak belki de daha büyük bir şey.
Bu kitabında da K.O. ve Wynnın hayatlarına değinmiş Debbıe. Zıt iki kişi birbirlerini gördükleri ilk andan itibaren çekim başlar aralarında. Nefret yavaş yavaş aşka dönüşürken sokaktaki diğer kişilerle beraber kitabın içinde sürüklenip kendinizi kaptıracağınız bir kitap yazmayı her zamanki gibi başarmış. Klasik gibi gözükse de sevgiyle okuyacağınız ve etkisinde kalacağınız bu kitaba hemen başlamanızı tavsiye ederim. 
Sevgiyle kalın..


11 Şubat 2015 Çarşamba

SARAH MİDNİGHT ÜÇLEMESİ 1.KİTAP-RÜYALAR

               

Masum başlayan rüyalar aniden kabusa dönmeye başlayınca uyuyamaz oldu Sarah Midnight. 12 yaşından itibaren kimsesizliğin yanında kabuslarıyla uğraştı. Sevginin ne demek olduğunu anlayamadan büyüyen Sarah , gerçeklerin kendisinden saklandığını öğrenince acısının yerini yavaşça öfke almaya başladı. Harry olmasaydı belki sevgiyi asla öğrenemeyecek ve öfkesi sonunu getirecekti. Rüyalar sizin içinde önemliyse bu kitap tam sizlik. Sarah Midnight sizleri bekliyor....

19 Ocak 2015 Pazartesi

Nefes Serisi 1.Kitap TUT ELİMİ


                        Hangi kitabı okusam diye düşünüp kitap tanıtımlarına bakarken şans eseri karşıma çıkan Nefes Serisinin ilk kitabı bir anda beni neye uğradığımı şaşırttı.
                        Kitabın etkileyen kısmı aşk falan değildi açıkçası. Küçücük bir kızın anne babasız hayata nasıl tutunmaya çalıştığını okudukça ve aklınızda kitabı canlandırdıkça ( ki tasvirler oldukça iyiydi ) gözleriniz dolu dolu olacaktır eminim.
                       Hayatı alt üst olmuş Emma çocukluğunu yaşayamadığı için ilk aşk nedir onu da bilmiyordu. Tüm yaşıtları partilere giderken, arkadaşlarıyla eğlenirken o üniversiteyi kazanıp bir an önce yaşadığı bu hayattan kurtulmak için tüm insanları kendinden uzak tutuyordu. Tek yakın arkadaşı ona yeterdi ta ki Evan ortaya çıkana kadar. Ufak bir tartışmayla başlayan yakınlaşma Emmanın içindeki gerçek benliğini çıkarmasına yetmişti. Böylece hayalet kız Emma, Evan ile birlikte tüm okulun dikkatini üzerine çekerken tüm  hayatına bir anda karmaşa hakim oluyor...
                      Tek solukta okuyacağınız serinin birinci kitabından sonra anında devamına    başlayacağınızdan eminim.
                      İyi okumalar :)