24 Eylül 2013 Salı

Ah biz kadınlar!

Geçen gün haberlerde gördüm evlenecek çiftlere yardım etmek manasında belli ber miktar vereceklermiş.

Verilen para ancak düğünü karşılamaya yeter. Bu durumda sizlere soruyorum düğün yapılınca iş bitiyor mu? Hadi gelin klasik bir senaryo yazalım olur mu? Bir çiftimiz var elimizde. Yeni evlenmişler ve 2 oda bir salon ev kiralamışlar. He bu arada neden 1+1 değil derseniz yasaklandı bilginize. Zaten ilerde en az 3 veya 4 çocuk olacağı için başlangıçta 2+1 ideal.  Bildiğim kadarıyla ülkemisde herkes 3000-4000 tl maaş almıyor değil mi? Genellikle asgari ücret ancak evlerinde kiraları 1000 tlden aşağı değil. Tabi ben gecekondu evlerini içine katmıyorum. Bu durumda her iki kişinin de çalışması gerekiyor ki birinin maaşı kiraya diğerinin ki mutfak,doğalğaz,elektirk,su  ödemelerine falan gitsin. Bir iki yıl sonra bebişleri de oldu çiftimizin. Eh maaşa biraz para ekleniyor çocuk olunca biliyoruz bunu. O sayede geçiniyorlar diyelim. Sonra kardeş geldi birde.

Herşey güzel gözüküyor değil mi? Hiç olmazsa idare eder. Peki kadınlar çalışmasa nasıl idare eder?

Ah biz kadınlar yok muyuz!! Çok düşünüyoruz çokkkkk :)

23 Eylül 2013 Pazartesi

Bence..

Şu birkaç senedir ingilizcemi geliştirmek için bilgisayardan sürekli ingilizce diziler izliyorum..

İçlerinde beni fazlasıyla kendine bağlayan bir kaç dizi var. Bunlardan bir tanesi Revenge dizisiydi. Biz Türklerin yurt dışında tuttuysa bizde de tutar deyip aynısını hemen çekme merakı beni öldürüyor. Belki izlenir tamam da zorlamasalar bir de. 


Misal sizler Revenge dizisini hiç izlediniz mi? Orada bayan karakter yani başrol oyuncusu gerçekten rolünün içinde. Gözlerinden anlayabilirsiniz. Sizi içine çekmeyi başarıyor dizi. Çünkü onlar kendilerine göre yazmışlar bu diziyi. Başaracaklarını biliyorlar. Bizde çekilmeye başlandığında merak ettim. Dedim ki oyuncu kadrosu iyiye benziyor herhalde bu sefer olur. Ama yok. Çünkü sanki içlerinden gelerek oynamıyorlar. Bir de reyting az olunca hemen aşk ağırlıklı olur ya diziler, bu da o yolda. Nabza göre şerbet verelim derken hep aynı yere çıkıyor sonları. Ve bu beni bunaltıyor.


İzlediğim bir dizi de Revolution. Zevkle izliyorum. Devam eder mi bilmiyorum ama ben çok beğeniyorum. İlginç bir konusu var biraz bilim biraz aksiyon biraz aşk. Onu burada çekmeye kalksınlar. Bekliyorum yakında olur o da. Ama dizi ne hale gelir düşünmek bile istemiyorum. Bu tür dizileri tutuldu yurt dışında diye çekip konusundan saptıracağına gençlik dizileri var sürüsüne bereket onları çekebilirler. Tabi ki birebir aynısını değil. Sakın ha. Kanalı kapatırlar valla. Biraz sansürle iyi iş çıkarırlar. Ama Güneşi Beklerken diye bir dizi var şu an tamam güzel izleniyor ama orada bir ara bir cümle duydum ERROR VERDİM diye, bu ne Allah aşkına? Nece? Böyle bir cümle olur mu hiç? Çekeceksen ya İngilizce çek ya da Türkçe.Gençlik dizisi çekeyim derken dilimizi mahvetmeyin bari. 


Diyeceğim o ki bence biraz seçici olunmalı...

22 Eylül 2013 Pazar

Tatil isteyenlere özel :)


Bayramda tatile gitmek isteyenlere bir öneride bulunmak istiyorum. Gittiğim kısa turu size anlatacağım ki belki sizde görmek isterseniz gidersiniz :)

Sabah saat 07.30 da aracımız İstanbul Beşiktaş'tan hareket etti ve böylece Batı Karadeniz turumuza başlamış olduk.İlk durağımız Sakarya-Karasu Acarlar Longozu oldu.

Acarlar Longozu


Rehberimizin dediğine göre buradaki longozu ormanı diğer acenteler tarafından keşfedilmediği için İstanbul'a bu kadar yakın ve güzel bir yer, hala sessiz ve sakin. Açıkçası bence iyide yapılıyor o kadar güzel ki kimse keşfetmeden biran önce görülmesi gerekli gerçekten. Acarlar Longozu Dünyada ikinci sırada yer alıyor. Türkiye'de ise birinci sırada İğne ada yer almaktaymış.  
Hızlı bir tur atıldıktan ve fotoğraflar çekildikten sonra Sakarya Karasu merkezde ufak bir mola veriyoruz. 




Sakarya-Karasu

















Acarlar Longozu

















Yarım saat sonra aracımız hareket ettiğinde İkinci durağımız Düzce Akçakoca'ya doğru hareket ediyoruz.İlk olarak Akçakoca'nın tepesinde bulunan Ceneviz Kalesine uğruyoruz.Ki kale denildiğine bakmayın. Sadece bir parçası günümüze kadar ulaşabilmiş. Çok güzel bir deniz manzarası karşılıyor bizleri. Birde Dilek kuyusu var kalenin hemen yanında. Kuyunun dibinde bir çanak var.Attığınız parayı çanağa isabet ettirirseniz dileğiniz kabul oluyor(muş). Sakın paranızı kaptırmayın :)



Ceneviz Kalesi



Dilek Kuyusu
Ceneviz kalesini gezdikten sonra Akçakoca merkeze iniyoruz. Merkezi küçük ve gezilecek pek bir yeri yok açıkçası. Kendiniz aracınızla giderseniz yakın civarında görülmeye değer yerleri gezebilirsiniz. Bunu aklınızda bulundurun.

 Merkezde bizleri mimarisi çok ilginç Akçakoca Merkez Camii karşılıyor. Camii eski Yörük çadırlarının seklinde inşa edilmiş  ve oldukça dikkat çekiyor. 







Akçakoca (Merkez)


Akçakoca Merkezdeki serbest zamanımda etrafı gezerek hediyelik eşya neler var diye bakmak istedim. Ancak çok büyük bir yer olmadığından mı yoksa turizm gelişmediğinden mi tam olarak sebebini anlamış değilim ama bence orayı temsil eden Camii'nin, meydandaki heykelin, Akçakoca'nın genel görünümünün olduğu tek bir hediyelik eşya bile satılmıyordu. Umudumu kesince bir çay bahçesinde oturup çayımı içerken denizi izlemeyi tercih ettim. Manzarası gayet güzel ve huzurlu bir yerdi.




Bir saat kadar aradan sonra Zonguldak'a doğru yola çıktık. Burada rehberimiz  otobüs ile önlerinden geçerken madenlere inen asansörleri gösterip madencilik hakkında kısa bir bilgi verdi. Şehrin içinden geçerek Gökgöl Mağarasına vardık. Mağara 3200 metre uzunluğa sahip olduğu için ancak bir kısmını gezebiliyorsunuz. Rehberimiz mağaranın soğuk olduğu konusunda bizi uyarmıştı. Yanınıza hırka almayı sakın unutmayın. Titreyerek fotoğraf çekmeyi başardığıma seviniyorum. Bir yandan kısıtlı zamanda tadını çıkarmak ve bir yandan fotoğraf çekmek oldukça zor oluyor.




Mağara gezimiz bittikten sonra otelimize giriş yaptık. Otelimiz yeni Safranbolu diye geçen yerde ve modern mimarili bir oteldi. Akşam yemeği yendikten sonra ertesi gün sabah kahvaltısından sonra buluşmak üzere odalara geçildi. Ertesi gün 07.30 da sabah kahvaltısından sonra  yola çıkıldı. İlk olarak otelimize yakın olan Yörük Köyüne uğradık. Eskiden nüfus olarak fazla olan bu köy zaman ilerledikçe gençlerin okumak için şehirlere gitmesi ve oralara yerleşmeleriyle bir kaç aileye bırakılmış. Ve onlarda köylerini ayakta tutmak için turizmden elde ettikleri para ile çaba gösteriyorlar. Benim gittiğimiz yerler arasında gerek insanı gerekse yapılarıyla en çok beğendiğim yer burası oldu. Çok fazla detaya girmiyorum çünkü gidip görmeniz gerekli kesinlikle :)




Yörük Köyünü gezdikten sonra Kastamonu'ya doğru yola koyulduk. Etnografya müzesini gezip rehberimizin de anlattıklarıyla  Kastamonu hakkında yeterince bilgi sahibi olduktan sonra acıkmış karınlarımızı doyurmak için yemek arası verdik. Ben meşhur etli ekmeğini yemeyi tercih ettim ve gayet güzeldi. Belirlenen saatte Ayşe Bacı heykeli önünde buluşup  hatıra fotoğraflarımızı çektirdik. 



Sıra Safranbolu evlerini görmeye gelmişti. Bir kaç saat sonra Safranbolu'ya vardık. Gezdiğimiz yerler arasında turizm açısından en çok gelişen yer Safranbolu. Meşhur Safranbolu evlerini görmek için dünyanın dört bir yanından yüzlerce binlerce turist akın ediyor her sene. Adım atılacak yer yok diyebilirim. Yinede Hükümet Konağının olduğu yerden şehri tepeden görünce iyi ki gelmişim diyorsunuz. Tüm ihtişamıyla harika gözüküyor. Burada şehir ile ilgili bilgileri aldıktan sonra Safranbolu evinin içini gezmeye gittik. Burada kültürü ve geçmişten bu yana Safranbolu hayatını dinleyip öğrendik. Misal tepeden bakınca bir taraftaki evler Rum evleri ve diğer taraftaki evler Müslüman evleri olup mimarileri farklı ikisininde. Kapıda bir geyik boynuzu görüyorsanız  evde çok iyi bir avcı yaşamakta demekmiş. Bunun gibi daha bir çok farklı bilgileri öğreniyorsunuz. Ben çektiğim bir kaç fotoğrafı paylaşıyorum sizlerle.




Geyik Boynuzuna dikkat !!

Burada Türkiye'de bir ilk olan Kristal Terasla ilgili bilgiler almıştık. Ertesi gün dönüş yolunda uğramak istedi herkes.
 Ekstra tur  olsa da oraya gitmeyi ve görmeyi istedik. Rehberimiz de bizi kırmadı ve oraya götürdü. Tokatlı Kanyonu üzerinde 11 Metre uzunluğundan camdan terasa vardığımızda geldiğimiz için çok mutlu oldum. Bence harika bir yerdi.



Burada kısa bir süre kaldıktan sonra vakit kaybetmeden son durak olan Amasra'ya doğru yola çıktık. Uzun süren yolculuğun ardından Amasrayı tepeden gördüğümüz anda her şeyi unuttum diyebilirim. Rahmetli Barış Akarsunun dediği gibi toprak kokan bir şehir Amasra.

Tekne Turundan bir görünüm
Barış Akarsu Heykeli

Amasra'nın tepeden görünüşü







Burada balıklarımızı yedikten ve tekne turumuzu yapıp şehri gezdikten sonra İstanbul'a doğru yola çıkarak yolculuğumuzu tamamladık. Ne kadar anlatılsa da gezip görmek gibi olmuyor. En kısa zamanda gidilmesi gereken yerler arasında buralar. Sakın unutmayın :)



















21 Eylül 2013 Cumartesi

Eylül akşamı...

Aşk tesadüfleri sever filmini izlemeyen var mı aranızda? İzlemediyseniz bir an önce izleyin derim..

Bülent Ortaçgilin yıllardır var olan şarkısı "Eylül Akşamı" Mehmet Günsürün sesiyle bir farklı olmuş açıkçası. Sanırım bunda Mehmet Günsürün oyunculuğunu ve kişiliğini sevmemin de payı vardır. Filmin sayesinde şarkı en sevdiğim şarkıların arasına girdi o günden beri...


Esasen düşüncelerimi en iyi anlatan şarkı olduğundan çok seviyorum. Eylül ayı benim için apayrı. Bu yazıyı hayatıma değer katan kişi için yazıyorum.. 


Bundan 3 sene önce Eylül ayında yeni bir hayata adım attım ben (biz). İki kişilik ama aslında bir bütünüz.. Sonbahar , sarı yapraklar hep hüznü temsil eder ya çoğu insan için, benim için ise yeniden doğuşun bir simgesi haline geldi. Her yıl eylül ayıyla beraber yenileniyorum sanki. Yeniden umut doluyorum, tüm kötülükler benden uzaklaşıyormuş gibi hissediyorum.. Ve o eylül ayında her şey değişti için hayatımda binlerce kez şükrediyorum..

20 Eylül 2013 Cuma

Gül Limanı Oteli..



Son okuduğum kitaptan bahsetmek istiyorum biraz.

Debbie Macomberin kitabı Gül Limanı Oteli.

Küçük Mucizeler Dükkanı serisinden sonra beni sarıp sarmayacağını merak ediyordum açıkçası. Ancak bu kitapta kendimden ve etrafımdan daha çok şey bulduğumu söyleyebilirim. Kitap eşi öldükten sonra  hayata tutunmaya çalışan bir kadının hayatını anlatıyor.Aslında kitabın sizi içinize çekmesinin sebebi hemen hemen hepimizin sevdiğimiz birilerini kaybetmesinden dolayı sanırım. 

Ölüm.. Söylemesi güç ama hayatın en büyük gerçeği yüzümüze tokat gibi çarpan..

Sanki hep sevdiklerimiz biz ölene kadar yanımızda kalacak gibi davranırız. Annemiz,babamız,anneannemiz,babaannemiz,dedemiz.. Hatta kitapta yazdığı gibi eşimiz,sevdiğimiz.. Derler ya kimin ne zaman gideceği belli değildir. Çok doğru aslında. Ölüm genç-yaşlı,sağlıklı-sağlıksız dinlemiyor. Sen kendine istediğin kadar iyi bak illet bir hastalık gelip seni bulabiliyor. İsyanlarımızında faydası hiç mi hiç olmuyor..

Çok sevdiğim bir dostumun acısını en içimde hissettim ben aylar önce. Genç yaşta  pırıl pırıl insanların öldüğünü hep duyardım, haberlerde izlerdim. Ama bu sefer böyle olmamıştı işte. Tanıdığım sohbet ettiğim ve sevip saygı duyduğum birisi ölmüştü. İlk duyduğumda kabullenmedim. İnanmak istemedi beynim,kalbim. Demek böyle bir şeymiş inkar  etmek dedim. İçim sızladı hiç olmadığı kadar. Halamı da kaybettim ben. Kanserdi.. Yaşı vardı yinede. Ve çok çekmeden gittiği için şükrettim Allaha.. Belki o yüzden ölümü tam kavrayamamıştım. Uzun süredir konuşmadığım dostumu aradım. Ve acısını anladığımı bilmesini istedim. Ne kadar anlayabilirdim aslında bilmiyorum. Çünkü ateş düştüğü yeri yakıyor...  

Bildiğim tek bir şey var. Herşeyin bir sebebi var şu hayatta.. İnanın yada inanmayın. Bir sebebi olmadan hiçbir şey olmuyor bana göre. O yüzden hayırlısını isterim hep. Çünkü başa çıkamayacağımız dert verilmez bizlere..

Bu kitabı okuduğumda dostum geldi benim aklıma. Sanki kitapta onu okudum. Hayata tutunma çabasını. Eşinin rüyasına gelip de yola devam etmesini söylemesini.. Çünkü hayat bizim için zoraki de olsa devam ediyor bunu biliyorum. Ve o dostuma şunu söylemek istiyorum bu kitap umut dolu olduğu için beni benden aldı. Bu kitap bizden olduğu için ruhumu aydınlattı.. Okuyunca anlayacaksın zaten dostum.. 

Seni seven birisi hep var yanında.. İstersek dünyanın öbür ucunda olalım yinede yanında..

19 Eylül 2013 Perşembe

Cemil&Derya...

Fotoğraf çekmeyi özellikle çekilmeyi sevmeyen yoktur aramızda. Özellikle şu ınstagram falan çıktığından beri herkes fotoğrafçı olmaya çalışıyor :)

Ben hayatımda hep profesyonel fotoğrafçılığın nasıl olduğunu merak ettim durdum. Hedeflerimden biri çoktan belliydi. Başarısızlığı da göze olarak işe ilk girdiğim zaman profesyonel fotoğraf makinesi aldım kendime. Fotoğrafçılığı hobi olarak yapacağım için çok fazla aşırıya kaçmamıştım makine tercihimde. Bunca zaman kuzenimi, dostumu, arkadaşlarımı çektim. Ver her çekimimiz çok eğlenceli geçti. İlk kez dostumun isteğiyle düğün çekimi yaptık birlikte. Melisimin kuzeni Cemil ve eşi Deryanın düğün çekimi..


Hayatımda gördüğüm en tatlı ve birbirine çok yakıştırdığım çiftlerden biri onlar. İlk düğün çekimim olmasına rağmen onların o güzel enerjileri ve neşeleriyle hiç zorlanmadan güzel kareler ortaya çıkarabildik.. Onların içtenliği ve birbirlerine olan sevgileri o güzel kareleri oluşturdu. Bu yazıyı onlar için yazıyorum. 


Sevgi dolu ve huzurlu yıllar yaşamanızı diliyorum yıllarca... Bana güvenip bu çekimde beni seçtiğiniz için teşekkür ederim size.. 



18 Eylül 2013 Çarşamba

Zaman hızlı geçer aman dikkat !!

Nasıl geçtiğini anlayamadım bu yılın. O kadar hızlıydı ki her şey.. Aylar öylece akıp gitti..

Bazen hayata yetişmekte zorlanıyormuş insan bunu anladım. Sizlerde öyle düşünmüyor musunuz? Misal aklınıza esiyor ve diyorsunuz ki bugün şuraya gideyim. Akşam oluyor ve üşenip eve gidiyorsunuz iş yada okul çıkışında.. Ertesi günlerde aynı şeyler oluyorken bir bakıyorsunuz aylar hatta yıllar geçmiş ve istediklerinizi yapmayı bırakın bir yere gitmeyi bile ertelemişsiniz.
Zamanın çabucak geçtiğini bebeklerden anlıyorsunuz en çok. Beşikte gördüğünüz o minnacık bebek bir bakıyoruz liseye gidiyor hatta üniversiteye gidiyor..Gün geliyor düğününe gidiyorsunuz. Çok garip değil mi şu hayat dediğimiz içinde debelenip durduğumuz şey? Sanki uyuyoruz ve uyanınca birşeyler değişmiş. Kimileri yitip gitmiş kimileri büyümüş.. Ve bir bakmışız tek geldiğimiz gibi bu dünyaya tek olarak gidiyoruz son nefesimizi vererek....

Diyeceğim şudur ki sizlere sevdiğiniz kimler varsa korkmadan söyleyin sevdiğinizi.En önemlisi hayat dur deyin ara sıra.. Çünkü ayak uydurmak zor olabiliyor kimi zaman. İstediklerinize zaman ayırın. Yapmaya çalışın..
Bazen bir fincan kahve alıp eline sessizce müzik dinlemek bile iyidir...