19 Kasım 2013 Salı

Hack yiyen hack yer dediler...

Ben doksan kuşağı denilen kuşaktan olan ve altmış kuşağını yaşayan bir anne babanın çocuğu olarak büyüdüm. Esasen hala daha büyüyorum... Yolun başındayız daha kabul ediyorum...

Ailem hep derdeki biz çok mücadele verdik, sizler için çok uğraştık. Aydınlık bir gelecek için uğraşırken çok dostumuzu kaybettik. Bunları sizde yaşamayın derlerdi. Biz onların yaşadıklarını masal gibi dinlerken birden biz yaşamaya başladık anlatılanları. Anneler, babalar evlatlarını kaybetti. İnsanlar sakatlandı. Birgün elbet vücutlardaki yaralar kapanacaktı ancak  zihinlerden silinmeyecekti.

Birden anlatılan olaylardan, izlediğimiz diziler,filmlerden duyulan sloganlar söylenmeye başlandı. Belki tarih yıllar sonra bizler nasıl dinlediysek, bu yaşananlarıda öyle anlatacaktı.Tek fark vardı arada o zamandan bu zamana. Adına teknoloji demiştik. Evet belki olaylar yaşanırken televizyonlar tek kanallı döneme geri döndüler fakat internet hesaba katılmamıştı. Birden bir haber ağı oluşturuldu ve herkes canlı canlı herşeyden haberdar oldu. (Daha doğrusu görmek isteyen herkes)

Birde bir grup vardı ki genç-yaşlı herkesin bildiği bir gruptu. Kendilerine RedHack demişlerdi. Hak Yiyen Hack Yer diye tanıdık onları ve bu karanlıkta umut ışığı olup içimizi biraz da olsa aydınlatmayı başardılar. Kim oldukları, nerden geldikleri önemli değildi. Sevgimizi ve daha da önemlisi saygımızı kazanmışlardı. Haklarımızın savunucularıydı onlar. 

Eğer benim 70 yaşındaki annem ve babam sizi seviyor ve takip ediyorsa büyük işler başarılmış demektir. 

İyiki varsınız.. Siz orada oldukca bizim ışığımız sönmez.

17 Kasım 2013 Pazar

Dostlarla her mevsim güzeldir ..

Bugün dostum sayfasında Kışı sevmiyorum bahar gelsin demiş..

Esasen biz istedigimizde gelmez mi bahar, yaz.. Biz nasıl hissedersek mevsim odur aslında.

Candan erçetin bile bak ne demiş şarkısında. Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar..

Biz beraber sırt sırta vererek kaç kış atlattık kardeşim bilmez misin?
Sen üşüdüysen eğer söyle bana J'adore cafeye gideriz. Bilirim çok seversin sen oranın sıcak çikolatasını. İçimizi ısıtırız sohbetlerle. Biz birlikteyken attıgımız kahkalardır aslında bizi ısıtan. Sohbetlerimizdir..

Sen her mevsimi sev. Cünkü hayat kısa ve özeldir. Özellikle dostlarla güzeldir =)

15 Kasım 2013 Cuma

Gündogdunun Hikayesi..


Bir varmış bir yokmuş...
bahçenin birinde güneşi sevdalı bir gündoğdu yaşarmış... onun dibinde de gündoğduya sevdalı bir sarmaşık... 
Gündoğdunun gövdesine sımsıkı sarılır yüzünü ona dönsün, onu sevsin diye umutla beklermiş... Gündoğdu ise her sabah güneş doğduğunda yüzünü sevdayla göğe çevirip hayran hayran güneşi seyredermiş... Sarmaşıkcık çaresiz daha bir sıkı sarılırmış gündoğduya ama nafile gündoğdunun aklı güneşte... 
Akşam olupta güneş battığında sevdiğini yitiren gündoğdu boynunu büker içine kapanır kalırmış üzüntüden... Sarmaşık daha sıkı daha sıkı yapışırmış o zaman...
Gel gelelim sabah olduğunda gündoğdunun yüzünü kendisine çevirmeyeceğini güneşle onun arasına giremeyeceğini bir daha anlarmış... 
Ama bi sabah minik sarmaşık uyanınca ne görsün ilk defa sevgili gündoğusunun yüzü güneşe değil kendine dönük! sevinçten az kalsın çığlık atacakmış ki gündoğdusunun öldüğünü anlamış... Çünkü sarmaşık sevdiğin yüzünü kendisine çevirmek için onun gövdesini sarıldıkça yavaş yavaş onu boğduğunu , öldürdüğünü hiç fark etmemiş... Gündoğdu ölünce sarmaşığın sarılacağı birşeyde kalmamış, zamanla o da sararıp solmuş
............
Sonra çifçinin biri gelmiş ikisinide bi kenara koparıp fırlatmış

13 Kasım 2013 Çarşamba

Dolap çevirmeler falan :)

Son günlerdeki olaylara bakınca Safranboluya yaptığım gezi sırasında öğrendiklerim aklımdan geçti...

Eski dönemlerde kızlı erkekli gezmek ne kelime flört etmeyi gözünün ucuyla baksan yasakmış. Bu durumlara rağmen kafes arkasından bir kız dışarıya bakarken genç bir delikanlıyı beğendi diyelim. E gönül bu aşık oldu. Ablasına, yengesine durumu üstü kapalı anlattı e tabi yılların deneyimi var anlattığı kişilerde hemencecik durumu anladılar. Hemen bu durum anneye anlatıldı. Baba da öğrenince delikanlının ailesi araştırıldı. Uygun olursa yemeğe davet edilerek ilk adım atıldı. Şimdi diyeceksiniz ki erkek kızı nasıl gördü?  Ondan kolayımı var. Hangi gün hangi saatte genç kızımız parka gidecekse delikanlıya haber verildi. Uzaktan bakışmalar yapıldı ve beğenilirse yemek daveti kabul edildi. Evler haremlik selamlık olduğu için dolaba yemekleri genç kızımız tencerelerle koydu dolap çevrildi delikanlı yemekleri alırken tencerenin altında bir mektup gördü ve müstakbel eşine bu şekilde cevap yazarak gönüllü olduğunu söyledi düğün dernek başladı.

İlla dolap çevirin diyorsanız o da olur . Kızlı erkekli dolap çeviririz bizlerde :)

Kasımda Aşk Başkadır..

Kasım ayı gelince aklıma ilk gelen bu oluyor .. Bir filmin adı bu kadar güzel secilebilirdi..

Kışın geldiğini hissettiğimiz şu günlerde içinizi ısıtacak filmler bunlar..

Hava soğuk, ellerimiz buz gibi belki ama içimizi sıcak tutalım..

Sevgi ile..

Aşk ile..

Umut ile..

24 Ekim 2013 Perşembe

Bildiğini okuyor hayat her nasıl olsa....

Gripin gibi bir müzik grubu daha görmedim ...Benim en sevdiğim gruplardan birisi onlar.

Nasıl böyle herkesin düşüncelerini yansıtan şarkı yazıyorlar? Anlamam mümkün değil. 

Esasen bu tür yetenekleri kıskanmıyor değilim.Bazı zamanlar deniyorum yazmayı ama olmuyor işte yetenek meselesi bu. Ama benim boşluklarım sayelerinde doluyor böyle güzel şarkılarla... O kadar anlamlı ki sözler..

"Hayır yok üstüme gelmeyin faydası yok sözlerimin
Bildiğini okuyor hayat her nasıl olsa
Hayır yok üstüme gelmeyin
Dönüşü yok hiç bir gidenin
Zamanla her yokluğa alışıyor insan..."

Nakaratı bile yeter şarkının.. 
Sırf onlar değil ama ne bileyim içimden geldi şimdi dinlerken şarkıyı..

Hepinizin bir sevdiği şarkı vardır. En az bir tane. Değil mi?

Ceviz Agacı...

Ceviz Agacı

Basım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,

Ben bir ceviz agacıyım Gülhane Parkı'nda,

Budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz.

Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

 

Ben bir ceviz agacıyım Gülhane Parkı'nda.

Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.

Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,

Koparıver, gözlerinin, gülüm, yasını sil.

Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.

Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.

Yapraklarım gözlerimdir, sasarak bakarım.

Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.

Yüz bin yürek gibi carpar, carpar yapraklarım.

Ben bir ceviz agacıyım Gülhane Parkı'nda.

Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

 

 

 

Demiş Nazım Hikmet Ran yıllar öncesinde..

Şu son günlere ne güzel uyuyor bu dizeler... Değil mi?

 

 


15 Ekim 2013 Salı

İçimden geçenler...

Her gün iş yerinin önünden akordion çalarak bir çocuk geçiyor....

Ekmek parasını çıkarmak için bildiği tek yoldan gidiyor.. Elinden geleni yapıyor. Hep aynı şarkıyı çalıyor. Hepimizin bildiği eskilerden kalma bir parça çaldığı...

"Hatırla ey peri o mesud geceyi
Çamların altında verdiğin buseyi
Beni mecnun ettin sen de olasın
Aşkımı inkar edersen Allah'tan bulasın.."

Ne güzel sözler değil mi?... Kim periye benzetilmek istemez?

Şimdiki şarkıları dememe bile gerek yok sanırım.. Hangisi bu kadar güzel ki?

İçimden geçenler bunlar işte her çaldığında...

7 Ekim 2013 Pazartesi

Senden Önce Ben...

Bu ara ders çalıştığım için yeni bir kitaba başlama gibi bir niyetim yoktu.

Ancak dayanamadım ve bir tavsiye üzerine  Senden Önce Ben kitabına başladım ve iyi ki başladım. Birgünde bitirdiğim nadir kitaplardan biri oldu. Evet gözlerim  ağrıdı ama inanın bana değdi.

 Son derece gerçekçi ve inanılmaz derecede sizi içine çeken, tek solukta okuyup bitereceğiniz bir roman.

Sonu sizi şaşırtabilir..

Bu ara bir kitap okumak istiyorsanız gözünüzü kırpmadan alabilirirsiniz.

4 Ekim 2013 Cuma

Engelleri aşmak

Yazımı okumadan önce paylaştığım linkten kısa filmi izlemelisiniz...

http://www.youtube.com/watch?v=Ag6wI-LLG-I&feature=share

İzlediyseniz eğer yazıma başlayabilirim.

İlk başta yürekten tebrik ediyorum emeği geçenleri. Belki birgün siteye denk gelip okurlar bu satırları.

 İzlemeye başladığımda sonunun asla tahmin edemezdim. Eminim sizde tahmin edememişsinizdir. Bir yumru gelip oturdu boğazıma. Yutkunamadım. Yüzümde ıslaklık hissettiğimde ağladığımı fark ettim. Annem sordu neden ağlıyorsun ne oldu diye. Şükretmenin önemini anladım tekrar dedim. İzlettim. Çünkü anlatmayla olmazdı bu. İzlenmesi gerekirdi. Birgün hepimiz aynı durumda olabiliriz. Hepimiz birer engelli adayıyız. Bunu çoğunlukla unutuyoruz ve hatta önemsemeyenlerde var biliyoruz. 

Hergün elimizi yüzümüzü yıkamak ne kadar doğal şu an değil mi? Ya kollarınız olmasaydı? Hergün güneş yüzünüzü vurunca kafanızı çeviriyorsunuz. Ya hiç görmeseydiniz? Ya duyamasaydınız? Bunlar her an başınıza gelebilir. Bunu anlamak gerekli. Yardımcı olmak gerekli ellerde imkanlar varken. 

Sen, ben yok. Biz var. Bunu anlayınca dünya daha güzel olacak biliyorum...

Önemli olan el ele engelleri aşmaktır..




1 Ekim 2013 Salı

Hasret kaldık...

Atam.. Yağmur olup gelsen ya... Çok özledik seni, hasretiz...

Sanki silmeye çalışıyorlar seni gözlerimizin önünden. Kitapların ön sayfalarından kaldırıyorlar,  hayatını anlatmaz oldular. Resmi törenler kimsenin umurunda değil. Atatürk Havalimanını anons ederken bile senin adını söylemiyorlar. Alfabemizde değişti artık. Ne büyük adam olduğunu bilmeyen varsa anlar herhalde artık. Ancak böyle büyük bir insanın unutulması için bu kadar uğraşılır.

Biz toprakları şehitlerimizin kanlarıyla almadık mı? Bayrağımıza rengini veren kırmızı şehitlerimizin kanından gelmiyor mu? Bunca zaman bize yanlış mı öğretildi yoksa? O zamanlarda herkes Türküm diyordu da şimdi mi  alfabeden konuşulan dilden hatta ülkeden rahatsız olmaya başladılar.O zamanlarda bu topraklara anamız namusumuz demiyorlar mıydı? Neden değişti, ne zaman değişti? Türküm demek ne zamandan beri zorla söyletiliyor oldu? Diyorsun ki bize şimdi çok düşünmeyin işin içinden çıkılmaz değil mi? Sen olsaydın ya şu hayatta çıkardık her türlü işin içinden.

Rabbime her gün  dua ediyorum senin için, ülkem için. Bizi görüp de huzurun kaçmasın sakın. Dualarımız senin için. Gözyaşları içindeki dualarımızı Allahım duyuyor biliyorum. Ver gün olup dualarımızı kabul eder bunu da biliyorum.

Sen demiştin ki muhtaç olduğun kudret asil kanda mevcuttur. Biz Türküz ve damarlarımızdaki kan ile, atalarımızı örnek alarak,onların izinden giderek yaşıyoruz. Allah'ın izniyle yaşayacağız. Sen huzurla uyu Atam..

24 Eylül 2013 Salı

Ah biz kadınlar!

Geçen gün haberlerde gördüm evlenecek çiftlere yardım etmek manasında belli ber miktar vereceklermiş.

Verilen para ancak düğünü karşılamaya yeter. Bu durumda sizlere soruyorum düğün yapılınca iş bitiyor mu? Hadi gelin klasik bir senaryo yazalım olur mu? Bir çiftimiz var elimizde. Yeni evlenmişler ve 2 oda bir salon ev kiralamışlar. He bu arada neden 1+1 değil derseniz yasaklandı bilginize. Zaten ilerde en az 3 veya 4 çocuk olacağı için başlangıçta 2+1 ideal.  Bildiğim kadarıyla ülkemisde herkes 3000-4000 tl maaş almıyor değil mi? Genellikle asgari ücret ancak evlerinde kiraları 1000 tlden aşağı değil. Tabi ben gecekondu evlerini içine katmıyorum. Bu durumda her iki kişinin de çalışması gerekiyor ki birinin maaşı kiraya diğerinin ki mutfak,doğalğaz,elektirk,su  ödemelerine falan gitsin. Bir iki yıl sonra bebişleri de oldu çiftimizin. Eh maaşa biraz para ekleniyor çocuk olunca biliyoruz bunu. O sayede geçiniyorlar diyelim. Sonra kardeş geldi birde.

Herşey güzel gözüküyor değil mi? Hiç olmazsa idare eder. Peki kadınlar çalışmasa nasıl idare eder?

Ah biz kadınlar yok muyuz!! Çok düşünüyoruz çokkkkk :)

23 Eylül 2013 Pazartesi

Bence..

Şu birkaç senedir ingilizcemi geliştirmek için bilgisayardan sürekli ingilizce diziler izliyorum..

İçlerinde beni fazlasıyla kendine bağlayan bir kaç dizi var. Bunlardan bir tanesi Revenge dizisiydi. Biz Türklerin yurt dışında tuttuysa bizde de tutar deyip aynısını hemen çekme merakı beni öldürüyor. Belki izlenir tamam da zorlamasalar bir de. 


Misal sizler Revenge dizisini hiç izlediniz mi? Orada bayan karakter yani başrol oyuncusu gerçekten rolünün içinde. Gözlerinden anlayabilirsiniz. Sizi içine çekmeyi başarıyor dizi. Çünkü onlar kendilerine göre yazmışlar bu diziyi. Başaracaklarını biliyorlar. Bizde çekilmeye başlandığında merak ettim. Dedim ki oyuncu kadrosu iyiye benziyor herhalde bu sefer olur. Ama yok. Çünkü sanki içlerinden gelerek oynamıyorlar. Bir de reyting az olunca hemen aşk ağırlıklı olur ya diziler, bu da o yolda. Nabza göre şerbet verelim derken hep aynı yere çıkıyor sonları. Ve bu beni bunaltıyor.


İzlediğim bir dizi de Revolution. Zevkle izliyorum. Devam eder mi bilmiyorum ama ben çok beğeniyorum. İlginç bir konusu var biraz bilim biraz aksiyon biraz aşk. Onu burada çekmeye kalksınlar. Bekliyorum yakında olur o da. Ama dizi ne hale gelir düşünmek bile istemiyorum. Bu tür dizileri tutuldu yurt dışında diye çekip konusundan saptıracağına gençlik dizileri var sürüsüne bereket onları çekebilirler. Tabi ki birebir aynısını değil. Sakın ha. Kanalı kapatırlar valla. Biraz sansürle iyi iş çıkarırlar. Ama Güneşi Beklerken diye bir dizi var şu an tamam güzel izleniyor ama orada bir ara bir cümle duydum ERROR VERDİM diye, bu ne Allah aşkına? Nece? Böyle bir cümle olur mu hiç? Çekeceksen ya İngilizce çek ya da Türkçe.Gençlik dizisi çekeyim derken dilimizi mahvetmeyin bari. 


Diyeceğim o ki bence biraz seçici olunmalı...

22 Eylül 2013 Pazar

Tatil isteyenlere özel :)


Bayramda tatile gitmek isteyenlere bir öneride bulunmak istiyorum. Gittiğim kısa turu size anlatacağım ki belki sizde görmek isterseniz gidersiniz :)

Sabah saat 07.30 da aracımız İstanbul Beşiktaş'tan hareket etti ve böylece Batı Karadeniz turumuza başlamış olduk.İlk durağımız Sakarya-Karasu Acarlar Longozu oldu.

Acarlar Longozu


Rehberimizin dediğine göre buradaki longozu ormanı diğer acenteler tarafından keşfedilmediği için İstanbul'a bu kadar yakın ve güzel bir yer, hala sessiz ve sakin. Açıkçası bence iyide yapılıyor o kadar güzel ki kimse keşfetmeden biran önce görülmesi gerekli gerçekten. Acarlar Longozu Dünyada ikinci sırada yer alıyor. Türkiye'de ise birinci sırada İğne ada yer almaktaymış.  
Hızlı bir tur atıldıktan ve fotoğraflar çekildikten sonra Sakarya Karasu merkezde ufak bir mola veriyoruz. 




Sakarya-Karasu

















Acarlar Longozu

















Yarım saat sonra aracımız hareket ettiğinde İkinci durağımız Düzce Akçakoca'ya doğru hareket ediyoruz.İlk olarak Akçakoca'nın tepesinde bulunan Ceneviz Kalesine uğruyoruz.Ki kale denildiğine bakmayın. Sadece bir parçası günümüze kadar ulaşabilmiş. Çok güzel bir deniz manzarası karşılıyor bizleri. Birde Dilek kuyusu var kalenin hemen yanında. Kuyunun dibinde bir çanak var.Attığınız parayı çanağa isabet ettirirseniz dileğiniz kabul oluyor(muş). Sakın paranızı kaptırmayın :)



Ceneviz Kalesi



Dilek Kuyusu
Ceneviz kalesini gezdikten sonra Akçakoca merkeze iniyoruz. Merkezi küçük ve gezilecek pek bir yeri yok açıkçası. Kendiniz aracınızla giderseniz yakın civarında görülmeye değer yerleri gezebilirsiniz. Bunu aklınızda bulundurun.

 Merkezde bizleri mimarisi çok ilginç Akçakoca Merkez Camii karşılıyor. Camii eski Yörük çadırlarının seklinde inşa edilmiş  ve oldukça dikkat çekiyor. 







Akçakoca (Merkez)


Akçakoca Merkezdeki serbest zamanımda etrafı gezerek hediyelik eşya neler var diye bakmak istedim. Ancak çok büyük bir yer olmadığından mı yoksa turizm gelişmediğinden mi tam olarak sebebini anlamış değilim ama bence orayı temsil eden Camii'nin, meydandaki heykelin, Akçakoca'nın genel görünümünün olduğu tek bir hediyelik eşya bile satılmıyordu. Umudumu kesince bir çay bahçesinde oturup çayımı içerken denizi izlemeyi tercih ettim. Manzarası gayet güzel ve huzurlu bir yerdi.




Bir saat kadar aradan sonra Zonguldak'a doğru yola çıktık. Burada rehberimiz  otobüs ile önlerinden geçerken madenlere inen asansörleri gösterip madencilik hakkında kısa bir bilgi verdi. Şehrin içinden geçerek Gökgöl Mağarasına vardık. Mağara 3200 metre uzunluğa sahip olduğu için ancak bir kısmını gezebiliyorsunuz. Rehberimiz mağaranın soğuk olduğu konusunda bizi uyarmıştı. Yanınıza hırka almayı sakın unutmayın. Titreyerek fotoğraf çekmeyi başardığıma seviniyorum. Bir yandan kısıtlı zamanda tadını çıkarmak ve bir yandan fotoğraf çekmek oldukça zor oluyor.




Mağara gezimiz bittikten sonra otelimize giriş yaptık. Otelimiz yeni Safranbolu diye geçen yerde ve modern mimarili bir oteldi. Akşam yemeği yendikten sonra ertesi gün sabah kahvaltısından sonra buluşmak üzere odalara geçildi. Ertesi gün 07.30 da sabah kahvaltısından sonra  yola çıkıldı. İlk olarak otelimize yakın olan Yörük Köyüne uğradık. Eskiden nüfus olarak fazla olan bu köy zaman ilerledikçe gençlerin okumak için şehirlere gitmesi ve oralara yerleşmeleriyle bir kaç aileye bırakılmış. Ve onlarda köylerini ayakta tutmak için turizmden elde ettikleri para ile çaba gösteriyorlar. Benim gittiğimiz yerler arasında gerek insanı gerekse yapılarıyla en çok beğendiğim yer burası oldu. Çok fazla detaya girmiyorum çünkü gidip görmeniz gerekli kesinlikle :)




Yörük Köyünü gezdikten sonra Kastamonu'ya doğru yola koyulduk. Etnografya müzesini gezip rehberimizin de anlattıklarıyla  Kastamonu hakkında yeterince bilgi sahibi olduktan sonra acıkmış karınlarımızı doyurmak için yemek arası verdik. Ben meşhur etli ekmeğini yemeyi tercih ettim ve gayet güzeldi. Belirlenen saatte Ayşe Bacı heykeli önünde buluşup  hatıra fotoğraflarımızı çektirdik. 



Sıra Safranbolu evlerini görmeye gelmişti. Bir kaç saat sonra Safranbolu'ya vardık. Gezdiğimiz yerler arasında turizm açısından en çok gelişen yer Safranbolu. Meşhur Safranbolu evlerini görmek için dünyanın dört bir yanından yüzlerce binlerce turist akın ediyor her sene. Adım atılacak yer yok diyebilirim. Yinede Hükümet Konağının olduğu yerden şehri tepeden görünce iyi ki gelmişim diyorsunuz. Tüm ihtişamıyla harika gözüküyor. Burada şehir ile ilgili bilgileri aldıktan sonra Safranbolu evinin içini gezmeye gittik. Burada kültürü ve geçmişten bu yana Safranbolu hayatını dinleyip öğrendik. Misal tepeden bakınca bir taraftaki evler Rum evleri ve diğer taraftaki evler Müslüman evleri olup mimarileri farklı ikisininde. Kapıda bir geyik boynuzu görüyorsanız  evde çok iyi bir avcı yaşamakta demekmiş. Bunun gibi daha bir çok farklı bilgileri öğreniyorsunuz. Ben çektiğim bir kaç fotoğrafı paylaşıyorum sizlerle.




Geyik Boynuzuna dikkat !!

Burada Türkiye'de bir ilk olan Kristal Terasla ilgili bilgiler almıştık. Ertesi gün dönüş yolunda uğramak istedi herkes.
 Ekstra tur  olsa da oraya gitmeyi ve görmeyi istedik. Rehberimiz de bizi kırmadı ve oraya götürdü. Tokatlı Kanyonu üzerinde 11 Metre uzunluğundan camdan terasa vardığımızda geldiğimiz için çok mutlu oldum. Bence harika bir yerdi.



Burada kısa bir süre kaldıktan sonra vakit kaybetmeden son durak olan Amasra'ya doğru yola çıktık. Uzun süren yolculuğun ardından Amasrayı tepeden gördüğümüz anda her şeyi unuttum diyebilirim. Rahmetli Barış Akarsunun dediği gibi toprak kokan bir şehir Amasra.

Tekne Turundan bir görünüm
Barış Akarsu Heykeli

Amasra'nın tepeden görünüşü







Burada balıklarımızı yedikten ve tekne turumuzu yapıp şehri gezdikten sonra İstanbul'a doğru yola çıkarak yolculuğumuzu tamamladık. Ne kadar anlatılsa da gezip görmek gibi olmuyor. En kısa zamanda gidilmesi gereken yerler arasında buralar. Sakın unutmayın :)



















21 Eylül 2013 Cumartesi

Eylül akşamı...

Aşk tesadüfleri sever filmini izlemeyen var mı aranızda? İzlemediyseniz bir an önce izleyin derim..

Bülent Ortaçgilin yıllardır var olan şarkısı "Eylül Akşamı" Mehmet Günsürün sesiyle bir farklı olmuş açıkçası. Sanırım bunda Mehmet Günsürün oyunculuğunu ve kişiliğini sevmemin de payı vardır. Filmin sayesinde şarkı en sevdiğim şarkıların arasına girdi o günden beri...


Esasen düşüncelerimi en iyi anlatan şarkı olduğundan çok seviyorum. Eylül ayı benim için apayrı. Bu yazıyı hayatıma değer katan kişi için yazıyorum.. 


Bundan 3 sene önce Eylül ayında yeni bir hayata adım attım ben (biz). İki kişilik ama aslında bir bütünüz.. Sonbahar , sarı yapraklar hep hüznü temsil eder ya çoğu insan için, benim için ise yeniden doğuşun bir simgesi haline geldi. Her yıl eylül ayıyla beraber yenileniyorum sanki. Yeniden umut doluyorum, tüm kötülükler benden uzaklaşıyormuş gibi hissediyorum.. Ve o eylül ayında her şey değişti için hayatımda binlerce kez şükrediyorum..

20 Eylül 2013 Cuma

Gül Limanı Oteli..



Son okuduğum kitaptan bahsetmek istiyorum biraz.

Debbie Macomberin kitabı Gül Limanı Oteli.

Küçük Mucizeler Dükkanı serisinden sonra beni sarıp sarmayacağını merak ediyordum açıkçası. Ancak bu kitapta kendimden ve etrafımdan daha çok şey bulduğumu söyleyebilirim. Kitap eşi öldükten sonra  hayata tutunmaya çalışan bir kadının hayatını anlatıyor.Aslında kitabın sizi içinize çekmesinin sebebi hemen hemen hepimizin sevdiğimiz birilerini kaybetmesinden dolayı sanırım. 

Ölüm.. Söylemesi güç ama hayatın en büyük gerçeği yüzümüze tokat gibi çarpan..

Sanki hep sevdiklerimiz biz ölene kadar yanımızda kalacak gibi davranırız. Annemiz,babamız,anneannemiz,babaannemiz,dedemiz.. Hatta kitapta yazdığı gibi eşimiz,sevdiğimiz.. Derler ya kimin ne zaman gideceği belli değildir. Çok doğru aslında. Ölüm genç-yaşlı,sağlıklı-sağlıksız dinlemiyor. Sen kendine istediğin kadar iyi bak illet bir hastalık gelip seni bulabiliyor. İsyanlarımızında faydası hiç mi hiç olmuyor..

Çok sevdiğim bir dostumun acısını en içimde hissettim ben aylar önce. Genç yaşta  pırıl pırıl insanların öldüğünü hep duyardım, haberlerde izlerdim. Ama bu sefer böyle olmamıştı işte. Tanıdığım sohbet ettiğim ve sevip saygı duyduğum birisi ölmüştü. İlk duyduğumda kabullenmedim. İnanmak istemedi beynim,kalbim. Demek böyle bir şeymiş inkar  etmek dedim. İçim sızladı hiç olmadığı kadar. Halamı da kaybettim ben. Kanserdi.. Yaşı vardı yinede. Ve çok çekmeden gittiği için şükrettim Allaha.. Belki o yüzden ölümü tam kavrayamamıştım. Uzun süredir konuşmadığım dostumu aradım. Ve acısını anladığımı bilmesini istedim. Ne kadar anlayabilirdim aslında bilmiyorum. Çünkü ateş düştüğü yeri yakıyor...  

Bildiğim tek bir şey var. Herşeyin bir sebebi var şu hayatta.. İnanın yada inanmayın. Bir sebebi olmadan hiçbir şey olmuyor bana göre. O yüzden hayırlısını isterim hep. Çünkü başa çıkamayacağımız dert verilmez bizlere..

Bu kitabı okuduğumda dostum geldi benim aklıma. Sanki kitapta onu okudum. Hayata tutunma çabasını. Eşinin rüyasına gelip de yola devam etmesini söylemesini.. Çünkü hayat bizim için zoraki de olsa devam ediyor bunu biliyorum. Ve o dostuma şunu söylemek istiyorum bu kitap umut dolu olduğu için beni benden aldı. Bu kitap bizden olduğu için ruhumu aydınlattı.. Okuyunca anlayacaksın zaten dostum.. 

Seni seven birisi hep var yanında.. İstersek dünyanın öbür ucunda olalım yinede yanında..

19 Eylül 2013 Perşembe

Cemil&Derya...

Fotoğraf çekmeyi özellikle çekilmeyi sevmeyen yoktur aramızda. Özellikle şu ınstagram falan çıktığından beri herkes fotoğrafçı olmaya çalışıyor :)

Ben hayatımda hep profesyonel fotoğrafçılığın nasıl olduğunu merak ettim durdum. Hedeflerimden biri çoktan belliydi. Başarısızlığı da göze olarak işe ilk girdiğim zaman profesyonel fotoğraf makinesi aldım kendime. Fotoğrafçılığı hobi olarak yapacağım için çok fazla aşırıya kaçmamıştım makine tercihimde. Bunca zaman kuzenimi, dostumu, arkadaşlarımı çektim. Ver her çekimimiz çok eğlenceli geçti. İlk kez dostumun isteğiyle düğün çekimi yaptık birlikte. Melisimin kuzeni Cemil ve eşi Deryanın düğün çekimi..


Hayatımda gördüğüm en tatlı ve birbirine çok yakıştırdığım çiftlerden biri onlar. İlk düğün çekimim olmasına rağmen onların o güzel enerjileri ve neşeleriyle hiç zorlanmadan güzel kareler ortaya çıkarabildik.. Onların içtenliği ve birbirlerine olan sevgileri o güzel kareleri oluşturdu. Bu yazıyı onlar için yazıyorum. 


Sevgi dolu ve huzurlu yıllar yaşamanızı diliyorum yıllarca... Bana güvenip bu çekimde beni seçtiğiniz için teşekkür ederim size.. 



18 Eylül 2013 Çarşamba

Zaman hızlı geçer aman dikkat !!

Nasıl geçtiğini anlayamadım bu yılın. O kadar hızlıydı ki her şey.. Aylar öylece akıp gitti..

Bazen hayata yetişmekte zorlanıyormuş insan bunu anladım. Sizlerde öyle düşünmüyor musunuz? Misal aklınıza esiyor ve diyorsunuz ki bugün şuraya gideyim. Akşam oluyor ve üşenip eve gidiyorsunuz iş yada okul çıkışında.. Ertesi günlerde aynı şeyler oluyorken bir bakıyorsunuz aylar hatta yıllar geçmiş ve istediklerinizi yapmayı bırakın bir yere gitmeyi bile ertelemişsiniz.
Zamanın çabucak geçtiğini bebeklerden anlıyorsunuz en çok. Beşikte gördüğünüz o minnacık bebek bir bakıyoruz liseye gidiyor hatta üniversiteye gidiyor..Gün geliyor düğününe gidiyorsunuz. Çok garip değil mi şu hayat dediğimiz içinde debelenip durduğumuz şey? Sanki uyuyoruz ve uyanınca birşeyler değişmiş. Kimileri yitip gitmiş kimileri büyümüş.. Ve bir bakmışız tek geldiğimiz gibi bu dünyaya tek olarak gidiyoruz son nefesimizi vererek....

Diyeceğim şudur ki sizlere sevdiğiniz kimler varsa korkmadan söyleyin sevdiğinizi.En önemlisi hayat dur deyin ara sıra.. Çünkü ayak uydurmak zor olabiliyor kimi zaman. İstediklerinize zaman ayırın. Yapmaya çalışın..
Bazen bir fincan kahve alıp eline sessizce müzik dinlemek bile iyidir...


5 Ağustos 2013 Pazartesi

Kelimeler.. Kelimeler...

      Bazen insan gördüklerini birilerine anlatmak ister ya bende öyleyim bu aralar. Seyahat yazısı olmayacak
bu yazı ancak bana göre ondanda önemli yazacaklarım.Daha yaşım yirmi üç.Kiminize göre çok gencim    kiminize göre çocuk.Ama gördüklerim çoktan çocukluktan çıkardı beni(bizleri). 
      90 gençliği olarak anıldık hep.Peki bizim gördüklerimiz,hatırladıklarımız nelerdi? İnternette rastladım fotoğraflarına geçen gün. Birileri paylaşmış. Patlayan şeker vardı,Yumyum vardı,Leblebi tozu vardı,Sulu göz vardı. Ki hala ağzım sulanıyor andıkça adlarını. Sadece onlarda yoktu hem. 
     Biz her gün okul çıkışında apartmanımızın önünde o daracık sokaklarda nasıl ip atlardık. Evlerde oturur hep beraber annelerimizin yaptıklarını afiyetle yerken gerçekten güler ve eğlenirdik. Çok güzeldi ve şimdi anlıyorum ki çok kıymetliydi o günler.Şimdi gördüklerim ise her geçen gün içimi acıtıyor.
    Teknolojiyi severim,ayak uydurmasını da bilirim ama körü körüne bir teknoloji bağımlısı olup beynimi köreltmedim hiçbir zaman.Aradan on küsur yıl geçti sadece ve soruyorum sizlere çocuklar neden sokaklarda değil? Neden bizler gibi oynamıyorlar arkadaşlarıyla. Neden internetlerde savaş oyunları oynatılıyorda barış dolu oyunlarını oynamıyorlar arkadaşlarıyla. Saklambaç,Köşe kapmaca,Yakar top,Ortada sıçan.. Unuttunuz mu bunları? Ne çabuk unutuldu bunlar. Bize derlerdi oysa bilgisayar başından,televizyon başından kalkmıyorlar diye. Sanırım şu son olaylarında etkisiyle güzel bir neslin yetiştiğini, 90 gençliğinin güzelliğini gördüler... Ben bizlerden oldukça umutluyum.. Hiç olmazsa çocuk olabildik, çocukluğumuzu doyasıya yaşayabildik.Bunların etkisi var mı derseniz cevabım kesinlikle evet. Umut dolu günler diliyorum....